nedensalsiriyorlar2
NEDEN SALDIRIYORLAR 21965 yılının önemli olaylarından biri de Churchill ölmesi idi. Kendisi 60 yıllık Avam Kamarası üyeliği yapmıştı... Gambiya bağımsızlığına kavuştu... ABD'de zenci müslüman lider Malcom X vurularak öldürüldü. Johnson Martin Luther King ile görüşme ihtiyacı duydu... Iran Şahı Rıza Pehlevi'ye suikast yapıldı, ama Şah kurtuldu.
1966 yılında Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel hastalandı ve vefat etti. Yerine eski Genel Kurmay Başkanı Cevdet Sunay seçildi... Yine aynı yıl başımıza 20 yıldır bela olmuş İKİLİ ANLAŞMALAR sorunu ele alındı. Hepsinin tek metinde toplanması, üslerdeki uçakların cephane yüklerinden TÜRKİYE'nin hiç olmazsa mutabakatının alınması ABD'den istendi. Sonuç ne oldu, bilinmez, ama 1967 yılında ABD ile bir anlaşmaya varıldığı söylenir.
Bu arada ABD'de ırkçı politikaya karşı zenci gösterileri başladı... Başı sıkışan Mao da Çin'de sözüm ona bir Kültür Devrimi başlattı. Kendine yakın hissettiği gençlere bütün yetişmiş aydınları dövdürttü, hatta öldürttü! Çin'in yüzyıllardır duran kültür ve sanat eserleri tahrip edildi.
Herkes bir şey yapar da, İSMET durur mu?.. (1966) O da AP'nin %53'lük başarısına karşılık ORTANIN SOLU diye garip bir tabirle ortaya çıktı. Ne olduğu bir türlü anlaşılamıyan bu kavram, bir süre sonra ECEVİT'in işine yaradı.
MANDACI İSMET Küçük Kurultay'da şu konuşmayı yapmıştı:
- "Demokratik rejimi, komünist düşmanlığı perdesi altında kuşa çevirmek istiyen dikta heveslilerine yardımcı olmıyacağım. Bütün memlekete ilan ediyorum: CHP sosyalist parti değildir, ve olmıyacaktır!"
Kısacası CHP ortanın solundadır. Yani az-maz solcudur... Veya orta yolcudur da, sola yakındır...Veya SOLCU partiler, solda, SAĞCI partiler sağdadır; ORTA'da olanlar da vardır, CHP işte o ortada olanlar ile solda olanların arasındadır...Velhasıl kimse bunun içinden çıkamaz!..
Sonunda 48 CHP'li ayrılıp Turhan Feyzioğlu başkanlığında koç sembollü Güven Partisi'ni kurarlar.
Demirel'in o günlerdeki sloganı "her şoföre bir araba"dır!.. Bunu kendi kesesinden verecek değildir elbette! Ancak Koç o tarihte TÜRKİYE'de otomobil imaline başlamış ve ANADOL'u üretmeye başlamıştır. Reklamını yapmak ta "özel teşebbüsçü" Demirel'e düşer.
Bu arada AET ile anlaşma imzaladık ya, BATILILAR bizi kazıkladıkça kazıklarlar. "Salçamızı sizden alacağız, sizden giyineceğiz" diyerek bize bol miktarda SALÇA ve TEKSTİL fabrikası makinaları satarlar. Verdikleri kredileri bir kısmı eski teknoloji bu makinaların yüksek bedelleri karşılığı geri alırlar.
Öyle olur ki, kurulan SALÇA ve TEKSTİL fabrikaları TAM KAPASİTE çalışsa, biz sadece AVRUPA'ya değil; ORTA DOĞU ve AFRİKA'ya yetecek miktarda mal üretebilecek duruma geliriz... Makarna ve bizküvi fabrikası enflasyonu da bu dönemdedir.
Ama gavur sözünde durmaz. Onun amacı sadece makinayı satmaktır. Fabrikalar kurulur, ama atıl kalır. BATILILAR daha sonra da bize "serbest ticaret" telkin ederken, kendileri tekstil ve tarım ürünlerimize kotalar koyarlar!
Burada bir oyunu daha dile getirmekte fayda vardır... BATILILAR bize daima yanlış yön vermişlerdir. Menderes zamanında "sizin sanayileşmenize ihtiyaç yok. Dünyada işbirliği var. Siz bizim TAHIL AMBARI'mız olun, biz de size SANAYİ MALLARI satalım," demişlerdir. Menderes bunu yutmuştu. Sadece 3 yıl içinde SANAYİ ile TARIM'ın bir arada gitmezse yürümiyeceği, TRAKTÖRLER'in tarlada kalacağı, öküzlere çektirileceği görülmüştür.
Ama bundan ders alınmamıştır... Demirel zamanında "Aman siz AĞIR SANAYİ'e kalkmayın, beceremezsiniz. Siz GIDA SANAYİİ, GİYİM SANAYİİ, MONTAJ SANAYİİ ile uğraşın; kalanını biz size satarız. Sizden de bunları alırız," demişlerdir. Sonucu yukarda söyledik. Astarı yüzünden pahalıya mal oldu. Ürettiğimiz elimizde kaldı.
İşte ERBAKAN'ın oyunu farkedip AĞIR SANAYİ diye ortaya çıkması (1977) bu yüzdendir. Bu konuya ve Özal'ın tavrına ilerde değineceğiz. Burada sadece ilk televizyon yayınının 1967 yılında başladığını, ancak bunda da dönemin GERİ TEKNOLOJİ'si olan VHF'li televizyon ithali ve montajı yapıldığını belirtmek istiyoruz. Bu teknolojiyle üretim 20 yıl kadar sürdü. 2 kanal başlayınca ve renkli yayına geçilince pek çok kimse yeni almış olduğu televizyonda UHF sistemi olmadığı için bir televizyon daha almak durumunda kaldı... Gavurun bu konudaki hilesi, kazığı saymakla bitmez.
Bizimkiler bunlarla uğraşırken Nasır liderliğindeki Araplar her zamanki şamatalarına başlamışlar, onlar atıp tutarken tek gözlü Moşe Dayan komutasındaki İsrail ordusu 6 günde Araplar'ı silip süpürmüştü. (1967) Yine aynı yıl Yunanistan'da darbe oldu. askerler idareye el koydu, Kral Konstantin 8 ay sonra ülkeden kaçmak zorunda kaldı... Sosyalist devrimci gerilla lideri Che Guevara Bolivya'da öldürüldü.
1968 olaylı başladı. Çekoslovakya'da Dubçek Moskova yanlısı Novotaş'ı saf dışı bırakarak Komünist Partisi'nin başına geçti. Ruslar Çekoslovakya'yı işgal ettiler. İlk defa olmak üzere devrimci-ihtilalci öğrenci olayları Paris Nanterre üniversitesi'nde başladı, Sonra bütün Avrupa'ya yayıldı. ABD'de zenci lider Martin Luter King öldürüldü. 5 ay sonra Cumhurbaşkanı adayı Robert Kennedy mücadele ettiği sendikacılar tarafından öldürüldü. Viyetnam harbini durduracağını söyliyen Nixon Cumhurbaşkanı oldu ama savaşı daha da şiddetlendirdi. Üstelik daha sonra Kamboçya'ya da saldırdı!
Öğrenci olayları bize farklı yansıdı... 16 Haziran'da camiden çıkan sağcıların "masum" solcu öğrencilere ilk defa saldırdığı, solcu hareketin buna karşı bir savunma olarak silahlandığı hep öne sürülmüşse de, gerçek hiç te öyle değildi.
Öğrenci olayları Mart ayında Paris'te üniversite öğrencilerinin ABD'nin Viyetnam işgalini protesto etmesiyle başlamıştı. Polisle çatışmışlar, binaları işgal etmişler, sonradan bazı reform taleplerinde bulunmuşlardı.
Her nedense diğer Avrupa ülkelerinde de aynı tarz gösteri ve işgaller oluyordu... TÜRKİYE'de de solcu öğrenciler ilk olarak 12 Haziran'da İstanbul Hukuk Fakültesi'ni işgal etmişlerdi. Bu işgal hemen diğer fakültelere ve Ankara'ya yansıdı. Kısa sürede öğrenciler kendi problemlerimizi, KIBRIS meselesini bırakmış, sokaklarda "Daha fazla Viyetnam, Ernesto'ya bin selam" diye bağırarak yürür oldular!.. Arkasından daha fazla üniversite işgalleri, polis ve askerle çatışma geldi. Yani 16 Haziran olayı, solcuların bu eylemlerine karşı milliyetçi ve dindar kesimin ilk tepkisi idi.
Ancak kabul etmek gerekir ki, bir kere kontrol DEVLET'in elinden çıkıp sokağa düştü mü, idarenin kimde olduğu bilinmez!.. Demirel'in meşhur "sokaklar yürümekle aşınmaz" sözü bu günlere ait, vurdumduymaz bir ifadedir. Buna karşılık Solcular "üniversite özerkliği"ni öne sürerek polisin üniversiteye giremiyeceğini iddia ettiler.
Büyük bir ihtimalle çatışmalar aynı merkezden, veya hakimiyet isteyen iki dış merkezden destekleniyordu. Bu iki merkez Çekoslovakya'nın işgalini gözden uzak tutmak isteyen KGB ile, Viyetnam işgalini gözden uzak tutmak isteyen CİA idi. İkisi de anarşist öğrenci gruplarına büyük paralar, silahlar akıttılar. Öğrenci gösterileri TEDHİŞ-TERÖR olaylarına dönüştü ve bütün büyük şehirlere yayıldı. Che Guevara'ya özenen bazı öğrenciler Lübnan'daki Filistin Kurtuluş Örgütü kamplarında eğitim gördükten sonra dağa çıktılar.
TÜRK emniyet güçleri ve MİT çaresiz kaldı. E, Dışişleri Bakanı İhsan S. Çağlayangil, "CİA benim altımı oymuş" dememiş miydi?..Bir devlet yabancılarla bu kadar içli dışlı olursa, yabancı ajanlar altını oymakla kalmaz, altından VATAN'ı çekip alırlar da haberin olmaz!
Bu arada Genel Kurmay Başkanı Cemal Tural "Yeni bir ATATÜRK çıkar" gibi laflar etmeye, DEVLET kurumlarını ziyaret etmeye başladı. Herhalde kendini kastediyordu! Demirel kendinden beklenmiyecek bir cesaretle onu emekliye sevketti. Tural bir süre sonra unutulup gitti.
1969'da Libya'da 27 yaşındaki albay Kaddafi, Kral İdris'i devirerek iktidarı ele geçirdi... Pakistan'da General Yahya Han idareye el koydu... İsrail'de eski kadın gerilla Golda Meir başbakan oldu. Nijerya'da askeri birlikler bağımsızlık isteyen Biafra'yı kuşatarak yüzbinlerce kişinin açlıktan ölmesine sebep oldular da kimsenin kılı kıpırdamadı... Amerika AY'a adam indirdi ve bayrağını dikerek oraya da EMPERYALİZM'i bulaştırdı... Kuzey Viyetnam Devlet Başkanı Ho Şi Mihn öldü.
Ecevit modaya uyarak "toprak işleyenin, su kullananın" sosyalist sloganını ortaya attı! Böylece toprak işgallerinin, gecekondu yapımının artmasına yol açtı. Artık "ortanın solu"nun pek geçerliliği kalmamıştı. CHP sola, daha doğrusu farkında olmadan Kürtçülüğe kaydı. İSMET'in karşı çıkmasına rağmen, Ecevit CHP Genel Sekreteri oldu.
DEMİREL ekonomik politikasını "vatandaş plan değil, plav istiyor" vecizesiyle(!) götürmekte idi, ama 27 Mayıs'ın getirdiği uygulamalardan biri olduğu için uyulmasa da 2. 5 yıllık plan kabul edildi. Boğaz köprüsü ihale edildi.
1970'de ilk defa bir SOSYALİST, seçimle işbaşına geldi. Allende Şili seçimlerinde %36 oy alarak Devlet Başkanı oldu. Fransa'da General De Gaulle, Mısır'da Nasır öldü. Enver Sedat Cumhurbaşkanı oldu. Nixon Kamboçya'ya da saldırdı. ABD'de savaş aleyhtarı gösterilerde çatışmalar çıktı, ölenler oldu.
Aynı yıl Demirel'in yeni kurduğu hükümete giremiyen "küskün"ler ayrılıp Ferruh Bozbeyli başkanlığında Demokratik Parti'yi kurdular. Demirel hükümeti MECLİS'te çoğunluğu kaybetti. Bu dönemde Demirel "karnı tok, sırtı pek vatandaş" sloganını kullanıyordu. Dayandığı esas Keynes'ci REFAH DEVLETİ anlayışı idi. "Karma Ekonomi"den söz ediyordu.
1971 başında öğrenci ve işçi olayları gittikçe şiddetlenerek yayıldı. İstanbul'da bir zenci Amerikalı kaçırıldı, ama "mazlum" sayıldığı için serbest bırakıldı. Amerikalılar'ın kontrolündeki Gölbaşı Radar Merkezi'nde çalışan 4 Amerikalı Türkiye Halk kurtuluş Ordusu adlı bir terörist grup adına kaçırıldı. 400.000 dolar fidye istendi. Bu olaylar üzerine Silahlı Kuvvetler Hükümet'e bir MUHTIRA verdiler. (12 Mart)
Bundan sonra dönemin en komik olayları yaşandı. Başta Demirel olmak üzere bütün politik liderler "bu muhtıranın muhatabanın kendileri olmadığını" açıklama yarışına girdiler. Kabahat samur kürk olsa, kimse üstüne almaz, derler ya, o misal... Ancak Demirel şapkasını bırakıp kaçmak zorunda kaldı.
Bu onun hayatındaki "REFAH DEVLETİ" döneminin kapanması demekti. İlerde Özal'ı takiben Friedman'cı "ferdiyetçi serbest piyasa" yanlısı olacak, "Şu karma ekonominin belini kıramadık," diyecekti!.. Bunun üzerine Nihat Erim başkanlığında PARTİLER ÜSTÜ bir hükümet kuruldu. Sendikalar bir ölçüde denetime alındı. Erbakan'ın Milli Nizam Partisi ile Türkiye İşçi Partisi kapatıldı. Teröristler muhtırayı ciddiye almadılar. İsrail Başkonsolosu Elrom'u kaçırıp öldürdüler. Ancak hükümet işi sıkı tuttu. Mahir Çayan, Hüseyin Cevahir, Deniz Gezmiş gibi şehir eşkiyası ya yakalandı, ya öldürüldü. Bir de Sinan Cemgil gibi dağ eşkiyası vardı. Onların da büyük kısmı temizlendi. Deniz Gezmiş ve iki arkadaşı yargılanıp asıldı. Bu idamların terörün önlenmesinde büyük etkisi oldu.
O zamana kadar sadece "masum" sosyalist devrimci sanılan bu hainlerin aslında KÜRTÇÜ ve BÖLÜCÜ olduğu uzun süre gözden kaçtı. "Aydın"larımız bu kişilerin üzerlerinde çıkan belgelerdeki hususları inceleyeceklerine, Çayan ve Gezmiş'in yakışıklı olup olmadığını tartışıyordu!..Daha sonraları ise "aydın" yazarlarımız atlattığımız tehlike üzerinde duracağına; "işkence" romanları, "Darağacında Üç Fidan" gibi biyografiler düzdüler.
Nihat Erim başkanlığında kurulmuş hükümet, belki 1940'dan beri en değerli elemanlardan oluşmuştu. Dünya Bankası'ndaki görevini bırakıp gelmiş olan ATİLLA KARAOSMANOĞLU adlı Başbakan Yardımcısının, "TÜRKİYE'nin İtalya seviyesine ulaşması için 20 yıl gerekli olduğunu" söylemesi, sözde aydınların tepkisini çekti. Halbuki o günden bugüne 25 yıl geçti, hâlâ İtalya'yı yakalıyamadık!..
Ancak bu hükümet te baskıdan kurtulamadı. Kendi insanını denetliyemediği için uyuşturucu kullanımını engelliyemiyen Amerika, bize baskı yaparak haşhaş ekimini durdurdu!.. Bu da özellikle Afyon Karahisar yöresindeki halkın geçim kaynağını elinden aldı.
Aynı yıl Uganda'da İdi Amin adında bir insan azmanı, kendini generalliğe terfi ettirip Devlet Başkanı olduğunu ilan etti. BATI ve DOĞU PAKİSTAN arasında iç savaş çıktı. "Medenî Kanun"umuzu aldığımız gayrımedenî İsviçre'de yapılan referandumla nihayet kadınlara oy hakkı tanındı. İngiltere AET'e girdi. Bu ülke uzun süredir Fransa'nın vetosundan dolayı AET kapısında bekliyordu. Kızıl Çin Birleşmiş Milletler'e alındı.
1972 yılında Nixon, 2. defa seçildi. Kuzey Viyetnam'ın bombalanmasına hız verdi. Aslında 45.000 ölü verdikleri, 100 milyar dolar harcadıkları bu savaştan artık çekilmek istiyordu. Bu arada Çin'le ve Sovyetler Birliği ile ilişkilerini düzeltmeye çalışıyordu... Nihayet Viyetnam'da ateşkes sağlandı... Nixon'un seçim öncesi karıştığı Watergate Skandalı, süresini bile tamamlamadan ayrılmasına sebep olacaktı...
Yalnız bu arada Nixon'un bir hareketi dünya para sistemini altüst etti de, bizde kimseler üzerinde durmadı.
2. Dünya Savaşı'ndan 1971'e kadar dünya para sistemi "altına bağlı dolar" üzerinde duruyordu. Bir ons altın 35 $ idi ve A.B.D. kendisine iade edilen her 35 dolar için bir ons altın ödemeyi taahhüt etmişti... Ama 1971 yılında A.B.D. dış ticaret açığı verince, Nixon, " Vermiyorum lan!.. Elinizden geleni ardınıza koymayın!" deyiverdi!... Altının fiyatı birden gökyüzüne vurdu, zaman içinde 500 dolara kadar çıktı!.. Halen de 375 $ civarında!. (2003) Dünya içinde boğulduğu dolar enflasyonundan nasıl kurtulacağını hâlâ düşünüyor!
Bir önemli olay da FİLİSTİNLİ gerillaların MÜNİH'teki Olimpiyat Köyü'nü basarak 10 kadar İsrailli sporcunun ölümüne sebep olması idi...İsrail kanını yerde koyar mı?.. Ondan sonraki 5 yıl içinde bu olayın planlayıcılarını, uygulayıcılarını tek tek bularak temizledi.
CHP'de artık kendi sözünün geçmediği gören, 90 yaşına merdiven dayamış MANDACI İSMET, üç kere kalp spazmı geçirdikten sonra Genel Başkanlığı bıraktı. ECEVİT CHP Başkanı oldu. Bu yıl içinde kurulan Suat Hayri Ürgüplü ve Melen kabineleri uzun ömürlü olmadı. Kapatılan MNP yerine Milli Selamet Partisi kuruldu, bir süre sonra başkanı gene Necmeddin Erbakan oldu. Emekli Oramiral Fahri Korutürk Cumhurbaşkanı seçildi. Yeni hükümeti Naim Talu kurdu.
Bu arada sanki memleketin başka önemli işi yokmuş gibi, eski DP'lilerin siyasi affı ile uğraşılıyordu. Aslında DEMİREL 1960'lardan beri BAYAR'ın affedilmesini adeta engellemişti, kendisine rakip olacağı için!.. BAYAR ve eski DP'lileri affedip onları AP ile kapıştıran, eski düşman İSMET PAŞA'ydı!..Bu af kanunu 1974'de yürürlüğe girdi.
1973 yılının en önemli dış olayı, MISIR'ın 6 Ekim'de aniden SUVEYŞ kanalı'nı geçerek İSRAİL ordusuna saldırması oldu. ABD her zamanki gibi İsrail'i destekleyince LİBYA, ABU DABİ, ve KATAR derhal ABD'ye petrol ambargosu koydular. Diğer petrol üreticisi ülkeler bunu destekledi ve üretimi düşürdü. Petrole %70 zam yaptılar. ARAPLAR bir dayanışma içine girdiler. İhtiyacının %80'ini bölgeden karşılayan BATI AVRUPA'da panik yaşandı. Yunanistan'da albaylar Papadopalos'u devirerek aşkeri idare kurdular.
1973 Ekim seçimlerinde CHP %33 oy ile 1. parti oldu. Ancak MSP ile koalisyon yaparak 1974'te iktidara gelebildi. AP ikinci sırada idi. MECLİS ve SENATO'da CHP 185-25, AP 149-22, MSP 48-3, DP 45-0 üyelik kazandı. Milli bakiye ve nisbi sistem kaldırıldığı için küçük partiler fazla varlık gösteremedi. Mesela MHP 3, TBP 1, CGP 13 milletvekili çıkarabildi.
17 Aralık 1973'de İSMET "Paşa" 91 yaşında iken nihayet öldü. Ancak MİLLET bu adamın zulüm ve dümenlerinden kurtulmuş olmadı... İSMET'in "gayrımilli şef" zihniyeti hemen bütün CHP'lilerde ve diğer politikacılarda yaşamaya devam etti. İSMET, haketmediği halde ANITKABİR'e gömüldü, Önce dışarda, pek uğrak yeri olmayan bir toprak parçasının altında yeraldı. Sonra sivri akıllının biri onun kemiklerini getirip tam ATATÜRK'ün karşısına çirkin bir kabre koydurttu.
Ecevit'in CHP-MSP hükümeti işe iyi niyetli başladı. Yasaklanmış olan haşhaş ekimini serbest bırakılması kararlaştırıldı. ABD'ye "uyuşturucu kullanımını kısıtlamak istiyorsa, önce kendi halkını denetlemesi gerektiği" mesajını verildi.
1974 yılı Temmuz ayında TÜRKİYE'nin 5 yıldır içinde bulunduğu zaaftan istifade eden Rumlar, KIBRIS'ta bir askeri darbe ile Makarios'u devirdiler. Sampson liderliğinde bir hükümet kurdular ve KIBRIS'I "Yunan Cumhuriyeti" ilan ettiler! Amaçları hemen Yunanistan'a katılmaktı.
Ecevit KIBRIS'a müdahaleye hazırlanırken, EZELİ ve EBEDİ DÜŞMAN ABD, 6. filoyu bölgeye sevkederek TÜRKİYE'yi uyardı!.. ECEVİT 5 gün süren görüşmelerle bir sonuç alamayınca, KIBRIS'a asker çıkardık. Bu savaş üç gün sürdü. Bazı noktaları ele geçirip Rum saldırılarını püskürttük, ama baskılara dayanamayan ECEVİT Birleşmiş Milletler kararına uyarak ateş kesti. Rumlar bunu fırsat bilip kendi kontrollerinde kalan bölgelerdeki TÜRKLER'i öldürmeye başladılar. İngiltere adadaki üslerine ta NEPAL'den GURKALAR getirerek yerleştirdi... Böylece dünyanın en sömürgeci ülkesi olduğunu, bir kere daha ortaya koydu.
Ancak Rumlar'ın küstah, saldırgan tavırları üzerine İngiltere, ABD ve NATO TÜRK askeri harekatına karışmıyacaklarını açıkladılar. Yani izin çıkmış oldu!.. Bunun üzerine 2. KIBRIS harekatı başladı. MSP lideri Başbakan Yardımcısı Erbakan, baştan beri KIBRIS'ın tümünün alınmasını savunuyordu. Şair ruhlu hayalperest Ecevit ise sözümona hakkaniyete riayet ederek, adanın kuzeyini yeterli görüyordu.
Bu yüzden üç gün sonra yine durduk!... Hem öyle bir yerde durduk ki, KUZEY KIBRIS'ın ELEKTRİK ve SU kaynakları Güney'de kalmış oldu! HAVAALANI bile bizim denetimimizde değildi.
HAŞHAŞ ekimine izin verilmesi, arkasından KIBRIS harekatı; TÜRKİYE'ye hem Amerikan kredisinin kesilmesine, hem de sıkı bir AMBARGO uygulanmasına yol açtı.
Bu arada Watergate Skandalı yüzünden Nixon istifa etmek zorunda kalmış, Gerald Ford ABD Cumhurbaşkanı olmuştu. Ama Amerikan politikası değişmedi. VİYETNAM'dan çekilme tamamlandı. İspanya'da BASK terörü arttı. Başbakan Bianco bombalı bir saldırıda öldürüldü. (1973) Diktatör FRANCO, bu yıl içinde iktidarı Prens Juan Carlos'a devretti. Portekiz'de ihtilal oldu, askerler iş başına geldi. Hindistan NÜKLEER deneme yaptı! Habeşistan'da ihtilal oldu. İmparator Haile Selasiye devrildi. Angola bağımsızlığına kavuştu.
1975 yılında Suudi Arabistan'da Kral Faysal deli yeğeni tarafından ortadan kaldırıldı, Prens Halid kral oldu. Bu işte herhalde ülkeyi ABD'nin yanına çekmek isteyen CİA'nin parmağı vardı.
Öte yandan 5 yıl önce ÜRDÜN'den kovulan Filistinliler'in ülkeye girmesiyle karışan LÜBNAN'da, iç savaş dayanılmaz boyutlara ulaştı. LÜBNAN'daki her bir grubu BATILI bir ülke veya İSRAİL destekliyor, böylece savaşın sürmesini ve yayılmasını körüklüyordu. LÜBNAN'da hak iddia eden SURİYE'nin 5000 askerle LÜBNAN'a girip Filistinliler'e saldırması ortalığı büsbütün karıştırdı...Bangladeş'in ilk lideri Mucibir Rahman bir ihtilalde öldürüldü.
KUZEY VİYETNAM birlikleri Saygon'a girip VİYETNAM'ı birleştirdiler. Aynı günlerde KAMBOÇYA komünistlerin eline geçti. POL POT idaresindeki KIZIL KMERLER kendileri için tehlikeli gördükleri okumuş kesimi ve halkın yarısını katlettiler. Tahminen 3.5 milyon insan öldü. Demokrasi havarisi Amerika'nın kılı bile kımıldamadı.
KIBRIS harekatı YUNANİSTAN'daki juntanın yıkılmasına yol açtı, yeni hükümeti Karamanlis kurdu. Ecevit, "Biz sadece KIBRIS'a değil, YUNANİSTAN'a da huzur ve barış getirdik," derken haklıydı.
Aynı yıl CİA'nin çeşitli ülkelere ve devlet başkanlarına karşı giriştiği terörist eylemler açıklandı. Bunlar arasında Dominik Cumhuriyeti'nde General Trujillo'nun, Kongo Devlet Başkanı Patrick Lumumba'nın, Güney Viyetnam Devlet Başkanı Diem'in öldürülmesi, Küba Devlet Başkanı Fidel Castro'ya suikast yapılması da vardı. Tabii ki Allende'nin öldürülmesini unutmamak gerekir.
ABD'nin terörist eylemleri burada da bitmedi. Kıbrıs'ta söz dinlemeyen TÜRKİYE'yi yola getirmek için bir yandan ambargo uygulanırken, bir yandan da ERMENİ TERÖRÜ harekete geçirildi. İlk olarak Viyana Büyükelçimiz Daniş Tunagil ve Paris Büyükelçimiz İsmail Erez birer suikaste kurban gitti. Bu katliam 10 yıl sürdü. ABD, Ermeni terörü tepki çekince, yerine PKK terörünü ikame etmekte gecikmedi. HÂLÂ da zahiren kınar, el altından Çekiç Güç benzeri vasıtalarla destekler, yardım yapar.
İSMET'in çömezi Ecevit te az hırslılardan değildi! Kısa bir süre sonra huysuzluk edip koalisyonu bozdu, erken seçim istedi. TÜRKİYE bu kuritik dönemde tekrar hükümet bunalımlarına girdi. Malatya'da, Erzincan'da toplu olaylar çıktı. CHP merkezleri ve gazete bayileri saldırıya uğradı. Çok sayıda yaralanan oldu. Nihayet 1975 Mart'ında Demirel 4 partiyi bir araya getirerek 1.Milliyetçi Cephe hükümetini kurdu. Bu partilerin seçimlerdeki oy oranı %62 idi.
Bu dönemde CHP ve solcular kendilerini "ilerici, aydın, laik, devrimci" olarak tanımlar iken Demirel dahil diğerleri "Milliyetçi, muhafazakar, dindar" görünmeye çalışırlar, hiç ağızlarına laikliği almazlardı!.. Demirel'deki sonraki değişme, ibret vericidir.
Erbakan'ın AĞIR SANAYİ hamlesi ile ortaya çıkması bu günlerdedir. Hoca her gittiği yerde "100.000 tank, 100.000 top, 100.000 uçak" diyor, her gittiği yerde temel atıyor, ancak bu temeller bir türlü inşaata dönüşüp tamamlanamıyordu. Çünkü ülke öyle büyük yatırımlara girişecek ekonomik güçte değildi. Herkes Erbakan Hoca'ya gülüp geçiyordu. Ne var ki, Erbakan haklıydı!..BATILILAR'ın oyununu farketmişti. Ülkenin öyle montaj sanayii ile kalkınacağı filan yoktu. TEMEL İHTİYAÇLAR ülkede üretilmeli, her türlü SANAYİ tesisi ülkede kurulmalı, fazlası ihraç edilmeliydi! Zaten bu ATATÜRK'ün İKTİSADİ HEDEFLER'i arasında yer almıştı!
Ne yazık ki, bu gerçek görülemedi. Özal da uzun yıllar göremedi. O da zannetti ki, ülkenin ihtiyaçlarını en ucuz kim üretiyorsa, oradan alır getirirsin, sıkıntı biter!.. İlk yaptığı iş "kaçak sigara" girişini önlemek için Malboro ithal etmesi değil miydi?
İşte bu yüzden 1930'larda başlamış olan TÜRKİYE'nin sanayileşmesi, KIRIKKALE SİLAH FABRİKASI'nın, KAYSERİ UÇAK FABRİKASI'nın, TERSANELER'in ihmali ile ta 1980'lere ertelendi. Hâlâ da DIŞA BAĞIMLILIK zinciri kırılmış değildir. Çukulata ve jiklet fabrikaları dahi gavur patenti, gavur jelatini ile çalışır. En ufak bir ambargoda İLAÇ üretimi bile durabilir. TRR 1976 yılında yurt dışındaki önemli olay ise ABD Çumhurbaşkanlığı seçimlerini Jimmy Carter'in kazanması idi. Angola'daki iç savaştan sonra Agusto Neto idareyi ele geçirdi. İngiltere'de iflaslar arttı. Çin'de MAO öldü. Karısı, arkasından 4'lü çete diye adlandırılan ekip tutuklandı.
KIBRIS'ta tokat yiyen Yunanlar, 1976'da bu sefer EGE'de hır çıkartmaya başladılar. Denizde sondaj yapıp, burnumuzun dibinde petrol aramaya kalkıştılar. Demirel bu duruma önce, "EGE orada, duruyor, Yunan gelip aldı mı?" gibi saçma sapan laflar etti, sonra HORA adlı bir gemi ile biz de petrol aramalarına başladık!
Ülke yeni karışıklıklara gebeydi. Eylül ayında Elazığ'da olaylar oldu. Lockheed Şirketi'nden alınan uçaklar konusunda yolsuzluk olduğu iddiaları ayyuka çıktı. Ve Demirel Efendi doları 16.32 TL. yaptı! Bu ekonomide 10 yıldır süren başarısızlığın itirafı idi!
1977 seçimlerinde gene Ecevit'in partisi CHP önde idi. (%41.5) Ama "Kıbrıs Fatihi" diye yapılan propogandalara rağmen tek başına iktidar olamadı. Kurduğu hükümet güven oyu alamadı. Milliyetçi Cephe partileri ise %56.5 oy oranı ile Demirel sayesinde 2. MC Hükümeti'ni kurdular. Ancak bu hükümet kısa ömürlü oldu, gensoru ile düşürüldü.
Bu arada dünyada çok önemli olaylar oldu. Telaviv'de, Somali'de, hatta Yeşilköy'de Filistinli teröristler ortalığı kana boyadılar. Yeşilköy kaatilleri müebbed hapisle kurtuldu. İsrail'de eski terörist Begin başbakan oldu, Batı Şeria'yı vatan yapıp yahudileri yerleştirmeye başladı. Pakistan'da seçimle gelmiş olan Butto devrildi, Ziya-ül Hak Devlet Başkanı oldu. Sonra Butto'yu astı. İtalya'da eski başbakan Aldo Moro öldürüldü. Zaire'de iç savaşta katliam yaşandı. Afganistan'da ihtilal oldu, Devlet Başkanı Muhammed Davud öldürüldü. Guyana'da Jim Jones adlı bir sapığın sözde tarikatine mensup olan 1000 kişi intihar etti, tabii "şeyh"in zoruyla!
Demirel'in alavere dalavere ile hep başta kaldığını gören Ecevit, ona özendi. Önce "Kumar borcu olmayan 12 milletvekili istiyorum" diyerek ortaya çıktı, sonra AP'den ayrılan ne idüğü belirsiz 11 milletvekilinin hepsini bakan yaparak hükümeti kurdu, güvenoyu aldı. (1978) Ecevit'in bu derme çatma kabinesinde kimler yoktu ki?.. Ve ne haltlar yemediler?..
Bu arada ANKARA'da VEDAT DALOKAY adlı CHP'li bir Belediye Başkanı vardı. Bu kişi aslında mimardı. Ancak EKONOMİ konusunda değme politikacılara ders verecek beyanlarda bulunuyordu. Bunlardan son derece kayda değer hususlardı. Ama kimse üzerinde durmadı.
Anarşik olaylar Ecevit hükümetiyle arttı. Herhalde teröristler CHP iktidarını kendilerinden sayıyor, ve ses çıkarmıyacağını düşünüyorlardı. Bu meyanda İstanbul Üniversitesi'ne atılan bomba 5 kişiyi öldürdü, 47 kişiyi yaraladı... Ümraniye'de kurşuna dizilmiş 5 kişinin cesedi bulundu... Malatya Belediye Başkanı eski milletvekili Hamid Fendoğlu ve 3 yakını gelen bombalı bir paket ile öldürüldü... 1971 yılında Hüseyin Cevahir adlı teröristi uzaktan vurarak öldüren emekli deniz yarbayı Cihangir Erdeniz dükkanında, hakim binbaşı Yaşar Değerli ile Savcı yardımcısı Doğan Öz sokakta öldürüldü... Kahve taramak, adam kaçırıp sözde "sorgulamak", aslında işkence etmek vukuat-ı adiye haline geldi.
O tarihte tıpkı Menderes dönemi gibi, kahveler, dernekler, hatta okullarda sınıflar sağcı-solcu diye ikiye ayrılmıştı. Hiç biri ötekinin yanına gitmiyor, böylece karşı tarafa saldırınca, kendi mensuplarına zarar vermek ihtimali bulunmuyordu.
Ecevit sözümona halktan yana bir tavır koyarak bir süredir boykottan kapalı olan Eğitim Enstitüleri öğrencilerine 3 yıllık eğitimi 3 ayda vererek(!) mezun etti!.. İşte İlk ve Orta Eğitim'de kalite o günden sonra bozuldu. Kendileri eğitime muhtaç gençler "öğretmen" olarak gittikleri okullarda EĞİTİM yerine MİLİTANLIK dersleri vermeye başladılar. İlkokul çocuklarına bile "devrim" şarkıları, ÖĞRENCİ ANDI yerine "devrim andı" öğretmeye başladılar. Minicik yavrular sol yumrukları havada müsamereler düzenledi!
Bu arada yapılan iyi bir şey de vardı. TÜRKİYE'deki 31 AMERİKAN ÜSSÜ, uzun süredir devam eden ABD ambargosuna bir misillemeyle geçici olarak kapatıldı. ABD ve BATI bu kadarcık bir tepkiden bile büyük zarar gördü. NATO, "istihbaratımız durdu," diye feryat etti. Derhal ambargonun kaldırılması için çalışmalara başladılar. TÜRKİYE'ye krediler vaad ettiler, pohpohladılar.
TÜRKİYE'deki üslerin NÜKLEER silahlar hariç değeri 4 milyar dolar hesap ediliyordu! O tarihteki dış borcumuz 15 milyar dolar kadardı! Ecevit ABD'ye gitti. Borçlar 7 yıl ertelendi. 1 milyar dolar da yeni borç teklif ettiler, az bulduk. Bu arada 80 yaşında bir Ermeni Ecevit'I vurmaya kalktı. Ecevit'in zenci Amerikalı koruması kürsüden suikastçinin üzerine uçarak ateş etmesine fırsat vermeden yakaladı.
1967'de MENDERES döneminde imzalanmış olan İKİLİ ANLAŞMALAR yeniden düzenlenmişti, ama nasıl, bilen yoktu. Ancak hâlâ NÜKLEER silah olduğu, üsleri açtığımızda hiç kontrol edemediğimiz ortada idi.
Bu arada her nedense KIBRIS Harekatı'ndan sonra ABD AMBARGOSU ile aynı anda başlıyan ERMENİ terörü devam etmekte, yurt dışındaki diplomatlarımız saldırılara uğramaktaydı. Bu tür saldırı kurbanlarının TÜRKMEN, ÇOLPAN, ERGENEKON gibi TÜRK soyadları taşıyanlar olması ayrıca dikkat çekici idi!..
1975-1984 arasında vurulan hiç bir görevlinin Dışişleri Bakanlığı'nda bol bulunan "dönme"lerden olmaması, incelenmesi gereken bir başka husustur. Ermeniler bizim DÖNME (aslı yahudi, kendisi müslüman Türk görünümlü) dışişleri mensuplarımızı adeta gözleri gibi koruyorlardı!..
Öte yandan dünyada önemli olaylar oluyordu...Daha yeni seçilmiş PAPA'nın 33 gün sonra esrarengiz bir şekilde ölmesi üzerine toplanan VATİKAN Meclisi POLONYALI bir kardinali PAPA seçti. PAPA 2. JOHN PAUL olarak göreve başlıyan bu kişi, 435 yıldan beri ilk İTALYAN olmayan Papa idi! Zaten 1542'de seçilen HOLLANDALI 6. ADRİAN dışındaki tüm papalar İTALYAN idi. Bu PAPA, 2 yıl sonra memleketi POLONYA'yı karıştırmaya başlıyacak ve o göreve niye geldiği, gören gözlerden kaçmıyacaktı.
1979 yılı TÜRKİYE'de önemli olay ile başladı. Yılbaşına doğru Kahraman Maraş'ta ALEVİLER ile SÜNNİLER kışkırtma sonucu kapıştılar. 100'e yakın insan öldü, pek çok kişi yaralandı, binlerce ev ve dükkan hasar gördü. Birlikler üç gün çatışma olan yerlere giremedi! Sonra gazeteci ABDİ İPEKÇİ öldürüldü. Kaatil MEHMET ALİ AĞCA bir süre sonra yakalandı ama, askeri cezaevinden kaçarak izini kaybettirdi.
Öte yandan hem meşhur kişilere, yazarlara, öğretim üyelerine saldırılar sürüyor, hem de çeşitli illerde büyük olaylar çıkıyordu! Pek çok yerde sıkıyönetim ilan edildi. Bu arada Yeşilköy'de ateş açarak 4 kişiyi öldüren FİLİSTİNLİ KAATİLLER Bayrampaşa cezaevinden kaçıp kurtuldular!
Dünyada da önemli olaylar oluyordu... RUS güdümündeki VİYETNAM, KAMBOÇYA'ya girerek ÇİN güdümündeki POL POT'un KIZIL KMERLER'ini yendi. Yeni bir hükümet kuruldu. Bir yıldır İRAN'da sürmekte olan MOLLALAR HAREKETİ, nihayet Amerikan uşağı Şah Rıza Pehlevi'nin kaçmasına sebep oldu. Olayları FRANSA'daki sözde "gözetimde" olduğu evinden yöneten AYETULLAH HUMEYNİ, İRAN'a geldi, İSLAMİ bir idare kurdu. Şah'ı geri isteyen devrim muhafızları, ABD elçiliğini basarak yaklaşık 100 kişiyi rehin aldılar. ABD'nın arslan (!) komandoları bu rehineleri kurtarmaya kalkıştılar, ama başaramadılar!
Carter'in girişimleri ile İSRAİL ve MISIR barış anlaşması imzaladı. Buna göre İSRAİL SİNA Yarımadasından çekildi. Enver Sedat Arap dünyasında HAİN ilan edildi. Bir süre sonra da bir suikastte öldürüldü. UGANDA'nın iri yapılı lideri İdi Amin ülke dışına kaçtı. RODEZYA'da İan Smith yönetimi siyahlara devretti, siyahi Muzorewa ilk Devlet Başkanı oldu. İNGİLTERE'de Margret Thatcher'in Muhafazakar Partisi seçimleri kazanarak iktidara geldi. Hemen marifetmiş gibi, AMERİKA'yı bile DEVLETÇİ sayan FRIEDMAN'ın düşüncelerini uygulamaya koydu. Bu düşünceler bir süre sonra kendisini "ekonomi shirbazı" sanan Özal tarafından Türkiye'de uygulanmaya kondu. Hâlâ da vazgeçilmiş değil, bütün atlatılan krizlere rağmen!.. TRT SUUDİ ARABİSTAN'da Şİİ bir grup MESCİD-İ HARAM'ı ele geçirdi, binlerce kişiyi rehin aldı. Ancak silahlı müdahele ile rehineler kurtarıldı, saldırganların büyük kısmı öldürüldü.
Yılın en önemli dış olayı ise SOVYETLER'in AFGANİSTAN'ı işgali idi. Daha önceki Devlet Başkanı'nı öldürüp iş başına geçen Hafizullah Amin de öldürüldü, Sevyet uşağı Barbak Karmal başa geçti. Bir süre sonra Barmak Karmal'ın "davet"i üzerine Sovyet askerleri Afganistan'a girdiler.
TÜRKİYE'de ise döviz yokluğu, dış borçlar, anarşi, grevler yüzünden üretimin düşmesi, hemen bütün mallarda yokluk yaratmıştı. Margarinden şekere her şey için kuyruğa giriliyordu!.. Ambargonun gevşemesi, ufak tefek krediler durumu kurtarmamıştı. TRTR KIR İnsanlar ise sadece kahvede, sınıfta bölünmekle kalmamış, polis bile POL-BİR, POLDER diye sağcı-solcu olarak örgütlenmişti. Sağcı bir suçluyu yakalayan POL-BİR üyesi polis, bırakıyor, ancak solcu ise tutukluyordu. POL-DER mensubu polis ise tersini yapıyordu! Öğretmenler de kendilerine yakın öğrencileri geçiriyorlar, karşı görüşten olanları ise çaktırıyorlardı!
1979'daki ara seçimlerde AP'nin başarı göstermesi üzerine Ecevit hükümeti istifa etti. Zaten yeteri kadar yüzüne gözüne bulaştırmıştı. Demirel yeni hükümeti kurdu. TRT Halkın bir Ecevit'e (1977), bir Demirel'e (1979)oy vermesi çaresizliğindendi. Aslında İNSANIMIZ ikisinin de birbirinden beter olduğunun farkındaydı, ama ortalıkta adam yoktu ki!..Böylece Demirel şapkasını alıp gittiği 1971 yılından sonra ikinci kere başbakan oldu!
Demirel bunca yıl kendini "ekonomi bilir mühendis" veya "hesap adamı" diye yutturmuştu ama, gördü ki işler öyle palavra ile yürümüyor; bu sefer kendisi gibi mühendis birini, Turgut Özal'ı ekonomiden sorumlu mevkiye getirdi.
Özal'ın ilk yaptığı iş İMF yetkilileri ile görüşüp 24 Ocak kararlarını yayınlamak oldu!..Onlar %50 devalüasyon mı istiyorlardı?.. Bizimki "erkek" adamdı, %100 devalüasyon yaptı! 16.5 TL olan doları 35 TL'ye çıkardı!.. Böylece biraz ihracaat ve karşılığında ithalat mümkün oldu.
Tabii herşey %100 pahalandı, parası yetmeyenler alamayınca, piyasada mal "bollaşmış" gibi oldu! Ancak 12 Eylül'e kadar ekonomide bariz bir rahatlama görülmedi. Eğer ihtilal olmasaydı, Özal Efendi silik bir bürokrat olarak unutulur giderdi!
Durum o kadar kötü idi ki, sanki "güleriz ağlanacak halimize" misali, bir de seks komedileri furyası başladı, milletin ahlakı bozuldu. En müstehcen sahneler, küçücük çocukların ile girebildiği sinemalarda oynamaya başladı.
1980 yılının başında Silahlı Kuvvetler adına Genel Kurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren, Cumhurbaşkanı'na durumun vehametini ve ORDU'nun taleplerini bildiren bir mektup gönderdi. Buna göre partilerin ATATÜRKÇÜ bir görüşle bir araya gelerek terör, bölücülük ve DEVLET'I yıkmaya çalışan güçlerle mücadeleye çağrılıyordu. Ama ortalıkta ATATÜRKÇÜ kalmamıştı ki!.. Herkes ya Maocu, ya Leninci; ya Ruscu, ya Amerikancı'ydı.
O günlerde artık akşam saat 5'den sonra sokağa çıkılamaz olmuştu!.. Mahalleler bölünmüş, sınırlarında nöbet tutulmaya başlamıştı!.. İşçiler sendikaları tarafından fabrikaları işgale ve tahribe zorlanıyor, hatta Çiğli Tariş İplik fabrikasında olduğu gibi demirler sökülerek polisle çatışmaya giriliyordu!.. Tercüman okumak ODTÜ'de sağcı sayılıp öldüresiye dövülmek için yeterli idi. Aynı şey Cebeci'de satın alınan Cumhuriyet gazetesi için de söz konusu idi, ama bu sefer solcu diye dayak yerdiniz!..
Her gün 10 kişi hayatını kaybediyor, arabalar yakılıyor, bankalar soyuluyordu!.. Hiç beklemediğiniz bir saatte kapınız çalınıyor, bıyıkları bile terlememiş iki genç kendilerini sosyalizm uzmanı olarak görüp size kısa bir nutuk attıktan sonra bilmem hangi fraksiyonun dergisini satıyordu... İsterseniz almayın!..
Dükkanlar haraca bağlanmıştı. Hem de bir kaç grup tarafından!... Eğer sağcılara verirseniz onlar size dokunmuyordu ama, bu sefer solcular tehlikesi vardı. Bu yüzden pek çok dükkan sahibi iki tarafa da boğazlarından kesip "bağış"ta bulunuyordu... ANKARA'da İstatistik Enstitüsü sağcıların, Amme Enstitüsü solcuların elinde idi. Bunlar zaman zaman bu DEVLET dairelerinden ellerinde silahlar ile çıkıp karşı daireyi tarıyorlardı!..
15 Mart'ta 33 siyasi tutuklu tünel kazarak Van Cezaevi'nden kaçtı!.. 21 Nisan'da da 23 tutuklu duruşmaya giderken, hem de kelepçelerini ve kilitli zırhlı aracı açarak yolda kayıplara karıştı!.. Kaçanlar hemen başka bir eyleme giriyordu... RTR Kısacası, politikacılar sayesinde TÜRKİYE yaşanır yer olmaktan çıkmıştı. Ekonomik kalkınmadan vazgeçtik, canımızı koruyamaz olmuştuk.
Nitekim Temmuz ayında bu sefer Çorum'da olaylar çıktı, 23 kişi öldü, yüzlerce kişi yaralandı, 30 ev yakıldı!.
Öte yandan sadece Kürtler'i değil, Lazlar'ı da ayaklandırmak isteyen dış mihraklar, FATSA'yı da karıştırmışlar ve Belediye seçimlerinde TERZİ FİKRİ adında bir zibidinin seçimi kazanmasını sağlamışlardı!.. Bu adam FATSA'da bir komün kurdu. Polis, devlet memuru hiç bir şey yapamıyor, her şeyi bu herif idare ediyordu!.. Esas amaç FATSA-MALATYA-KAHRAMAN MARAŞ-İSKENDERUN hattını dinamitleyip TÜRKİYE'yi DOĞU ve BATI diye ikiye bölmekti!..
Bu arada MHP'li eski bakan Gün Sazak, DİSK eski başkanı Kemal Türkler, CHP'li milletvekili Abdullah Köseoğlu ve eski Başbakan Nihat Erim gibi önemli kişiler öldürüldü! RRT Militan örgütler, şehirlere göç etmiş olan Doğulu vatandaşları bir araya getiriyorlar; İstanbul, Ankara, İsmir gibi şehirlerin varoşlarında Hazine ve şahıs arazilerini bir gece işgal edip, gecekondu mahalleleri oluşturuyorlardı!.. Vatandaş bir anda ev sahibi olma heyecanıyla bu örgütlerin denetimine giriyor, hemen o anda mahalle komiteleri kuruluyor, erkekler gece zorla nöbet sırasına sokuluyor, ellerine kaçak silahlar verilerek polisin karşısına dikiliyordu! Kürtçü teröristlerin amacı, "devrim" başladığında, bu kişiler ile varoşlardan şehir merkezinde yaşıyan kapitalistlerin, burjuvaların üzerine yürümek ve onların evlerine, mallarına el koymaktı!
Şehir merkezinde de başka bir hainlik planlanmıştı. Kapıcılar Sendikası aracılığı ile örgütlerin denetime girmeyen kapıcılar uzaklaştırılıyor, yerlerine Kürt kökenli kapıcılar yerleştiriliyor ve onlara apartman yöneticilerine direnmeleri, onlar hakkında istihbarat toplamaları isteniyor ve "devrim" geldiğinde kendilerinin "yönetici" olacağı vaad ediliyordu!
Bu dönemde sağcıların hakim olduğu bir mahallede oturup solcuların hakim olduğu bir işyerinde çalışan bir işçinin şu feryadı, durumun fecaatini ortaya koymaktaydı: "Ramazan ayında gece camımızı kırıyorlar, sahura kalkmadık diye...İşyerine geliyoruz, dövüyorlar, oruç tutuyoruz diye!"
Bu yazdıklarımızın çoğu inanılmaz görünür, aradan geçen seneler bunları yaşamış olanlara dahi unutturmuştur. Ancak hepsi gerçektir, hepsi birinci ağızdan dinlenmiştir. O günlerin gazete sayfaları karıştırılırsa, kimbilir daha nicelerine rastlanır!
Mart 1980'de Cumhurbaşkanı Korutürk'ün görev süresi bitti. Bütün ikazlara, anarşiye, memleketin içinde bulunduğu ekonomik sıkıntıya, yukarda anlattığımız bölünme tehlikesine rağmen; partiler bir araya gelip tarafsız bir cumhurbaşkanı üzerinde anlaşamadı!.. Her gün her biri ipe sapa gelmez demeçler veriyor, radyo ve televizyonda birbirini suçluyor, ama meselelere çözüm bulmaya yanaşmıyordu!
Nihayet 12 Eylül 1980'de Silahlı Kuvvetler idareye el koydu. Bütün ülkede sıkıyönetim ilan edildi. Bütün politik liderler ve sivri politikacılar, yazarlar tutuklandı. Ülkenin her köşesinde askerler işbaşına getirildi.
Demirel bu sefer şapkasını alıp gidecek fırsat bulamadı! Kös kös diğerleri gibi hapishanenin yolunu tuttu. Ama sinsi sinsi tekrar "demokrasi"ye dönülüp te itibar göreceği günleri bekledi. ..Bu da Demirel’in hayatındaki 2. dönemin kapanması demekti. Artık Demirel politik hayattaki en sadık "BATI HAYRANI" kişi olma özelliğini bir başkasına bırakacaktı!.. 12 Eylül Hareketın’dan sonra, terörist gruplar ilk başlarda işin ciddiyetini kavrıyamadılar. Öyle ya, daha önce de sıkıyönetim vardı, askerlerin sözü geçiyordu, ama bu pek işe yaramamıştı!... Üstelik o günlerde görüştüğümüz DEV-YOL'cu bir genç bize "400.000 üyeleri olduğunu, istedikleri anda idareyi ele geçirebileceklerini" söylemişti!..Bu gücün bir "balon" olduğu, çoğu üyelerinin korkudan onlara katıldığı, kendilerini güvende hissettikleri anda DEVLET'in safına geçecekleri konusunda yaptığımız açıklamalara inanmamıştı!
İşte bu yüzden ilk günler bazı olaylar devam etti. Mesela ODTÜ'de bir grup öğrenci bina işgal etti!.. Ancak askerler 3 saat sonra bütün işgalci öğrencileri derdest edip nezarethaneye attılar. Öğrenciler orada iki gün kalınca, bir daha bu tür olaylar tekrarlamadı!.. Tehditle bildiri basan matbaa sahipleri, artık anarşistlere hayır diyebiliyor, gece sokağa çıkma yasağı olduğu için, bu insanların dükkanı, matbaası artık tahrip edilemiyordu.
En enteresan hadise de İstanbul'da cereyan etmişti. Hâlâ uyanmıyan bir militan, arsız arsız sırıtarak aylık haracı toplamaya geldiği dükkan sahibi tarafından yakalanıp polise teslim edilince, gözlerine inanamamıştı!
Yılmaz Yalçıner adlı sağ görüşlü kişinin Diyarbakır uçağını kaçırmak istemesi, ancak yakalanması da bu günlerdedir.
Askerlerin tavrı kesindi!.. Önce hapishanelerdeki sağcı-solcu ayırımını ortadan kaldırdılar. Mahkumları bir araya koydular. Bir de görüldü ki, birbirinin gırtlağına sarılacağı sanılan bu kişiler, kucaklaşıp öpüşmekteler!.. Yani, anarşiden herkes bezmiştir.
Teröristlerin kontrolündekiler hariç herkes silahı, kavgayı bıraktı. Sokaklar eski huzurlu hallerine döndü. Gık diyen kendini içerde bulacağından, halkın karşısına doğrudan çıkma cesareti bulan kalmadı!..
Askerler bir de İDAM cezalarını hemen uygulamaya koydular... İlk asılan da bir subayın oğlu olan ERDAL EREN adlı TERÖRİST oldu.
Bu oğlan Ankara Hoşdere Caddesi'nde afiş asarken jandarmalar tarafından kovalanmış, bir çöp kutusunu saklanarak, bir jandarma erini ARKADAN vurup ŞEHİT etmişti... Suçu sabit olduğu için İKİ defa İDAM'a mahkûm olmuş, ancak dosyası İKİ defa YARGITAY'da bozulmuştu... 3. defa İDAM'a mahkûm olunca, ceza hemen uygulandı!.. Bu idam ayrı bir hikayedir. Bu dönemde daha bir çok idam cezası uygulanmıştır.
O tarihten sonra bir kaç münferit çıkış dışında, hiç bir saldırı ve soygun olayına rastlanmadı!... Terör-tedhiş, yani insanları dehşete düşürerek, gözünü korkutarak hükmünü sürdürme devri kapandı. Herkes bir birine soruyordu "daha düne kadar ortalığı kan götürürken ne olmuştuda bu olaylar birden bire bıçak keser gibi kesilmişti"
EKONOMİ konusuna gelince, başlamış bir uygulamayı kesmediler. Bülent Ulusu hükümetinde Turgul Özal'a görev verdiler. 8 ay önce almış olduğu 24 Ocak kararlarının sonuçlarını göstermesini istediler. 12 Eylül'den önce en ufak bir etkisi bile görülmeyen bu kararlar, ASKERİ İDARE'nin getirdiği İSTİKRAR(!) ve HUZUR(!) ortamı içinde işe yaradı. İşçi ve öğrenci hareketleri durduğu, grevler ortadan kalktığı ve astronomik isçi zamları olmadığı için, ÜRETİM hızla arttı. Esnafın yüzü güldü. Vatandaş aradığını bulur hale geldi. Can güvenliği de olunca Demirel zamanından kalan dayanılmaz pahalılık bile şikayet konusu olmadı.
Askerler bir Danışma Meclisi kurdular. Yeni bir Anayasa hazırlamaya başladılar. Partiler kapatıldı. Tutuklanan politikacı, sendikacı ve teröristlerin duruşmaları başladı. Ancak Evren, dışardan tepki göreceği endişesi ile, politikacılara 27 Mayıscılar kadar dahi sert davranmadı. Demirel, Menderes'in on katı daha ülkeye zarar vermiş olmasına, pek çok politikacı kirli işlere bulaşmış olmasına rağmen, sadece TUTUKLU kaldılar. Haklarında dava bile açılmadı. 12 Eylülcülerinde kendilerince bir hesabı vardı. Sadece on yıllık siyaset yasağı getirildi, o da erken kaldırıldı. Bu da tabii onların ilerde tekrar eski partilerini başka adlarla kurmalarına, politikaya tekrar başlamalarına ve MİLLET'in başına yine DERT olmalarına sebep oldu.
Özal, AMERİKA dönüşü bir parti kurdu. Karşısında MANDACI İSMET'in özel kalem müdürü Necdet Calp'ın kurduğu HALK PARTİSİ ile Emekli General Sunalp'ın kurduğu MİLLİYETÇİ DEMOKRASİ PARTİSİ vardı. İSMET'in ebleğ oğlu ERDAL Efendi'nin, oy getireceği düşüncesine başına geçirildiği SOSYAL DEMOKRASİ PARTİSİ ise askerlerce seçime sokulmadı... Adamlar bu herifin Kürtçü vatan hainleri ile işbirliği yapacağını o günden görmüşlerdi herhalde! Yasaklı Demirel'in kurdurttuğu BÜYÜK TÜRKİYE PARTİSİ de kapatıldı. Hırsını bir türlü yenemiyen Ispartalı, o tarihlerde adının anılması bile tepki çektiğinden "bir bilen" diye sağa sola talimat gönderiyordu… Hiç bir halt bilmediği halde!
Refendumla hem Anayasa'yı hem de kendi cumhurbaşkanlığını aba altından sopa göstererek oylatan ve %99 halk desteği ile başa gelen EVREN'in arzusuna hilafen, Özal'ın ANAVATAN PARTİSİ %45 oyla seçimi kazandı. HP %30.5, MDP ise %23 oy alabilmişti. Yeni ANAYASA'ya göre 300 üyesi olan MECLİS'te çoğunluğu elde ettiği için hükümeti Özal kurdu.
1983-1986 arasında Demirel "mağdur" AP'lileri etrafına toplıyarak, gizli sinsi faaliyetlerde bulundu. Kapatılan ilk partinin yerine kendine benziyen Hüsamettin Cindoruk'a DOĞRU YOL PARTİSİ'ni kurdurttu.
6 Eylül 1986'da POLİTİKACI AFFI için REFERANDUM yapıldı. REFERANDUM sonunda çok az bir farkla eski çirkef politikacılar affedildi, yenilerine katıldı. Tekrar ortaya çıkıp partilerinin başına geçtiler. Özellikle Demirel bu dönemde, "değişti" imajı vermek için büyük gayret gösterdi.
O günlerde Demirel'in kendini "değişti" diye yutturmaya çalışması, hatta ileriki yıllarda bazı aklı başında konuşmalar yapması, 1965-1980 arasındaki 15 yıllık İCRAAT ve FİKİRLER'inin YANLIŞ olduğunun en büyük delilidir!.. Öyle ya, eğer onlar DOĞRU olsaydı, Demirel "Valla billa ben eski bildiğiniz Demirel değilim, çok değiştim" demezdi!
19 Ekim 1987 günü, Dünya Ekonomi Tarihi'ne KARA PAZARTESİ olarak geçti. KAPİTALİST BATI EKONOMİLERİ için 1929 EKONOMİK BUNALIMI'ndan bu yana yaşanan en kötü gün oldu. Bütün önemli borsalarda bir panik yaşandı. Hisse senetleri çılgınca satışa arzedildi. Tabii fiyatları düştü! New York borsasındaki 30 hisse senedinin ortalamasıdan oluşan DOW-JONES endeksi bir günde 508 puan gerileyerek 1739'a düştü. %22.5'luk bu oran, 1929 yılındaki günlük %12.9 puanlık düşüşten çok yüksek olduğu için, BATI'yı çok korkuttu!
Aynı tarz bir panik Tokyo borsasında da yaşandı. Nikkei endeksi açılışından bir saat sonra 700 puan kaybetti. Hong Kong borsasının bütün hafta kapalı olacağı açıklandı. Londra borsasında Financial Times endeksi de %10 düşüş gösterdi. Bu olay BATI'nın EKONOMİ SİSTEMİ'nin nasıl pamuk ipliğine bağlı olduğunu bir kere daha ortaya koydu.
Demirel ve kadrosunun bu konuda ne o tarihte, ne de daha sonra hiç bir değerlendirme yaptığı görülmedi.
Kasım 1987'de erken seçim yapıldı. MECLİS'teki sandalye sayısı 450'ye çıkmıştı. Bu seçime yasakları kalkmış politikacılar da girdiler. Ancak ECEVİT, ERBAKAN ve TÜRKEŞ barajı aşamadı. ANAP %36 oyla 292, SHP %25 oyla 99, DYP %19 oyla 59 milletvekili çıkardı.
Böylece Demirel MECLİS'e girdi...Huy çıkar da can sıkmazmış!.. Demirel bu sefer bir yandan "valla billa değiştim" propogandasına devam ederken, bir yandan da "Nerde kalmıştık?" sloganıyla iktidara geldiği takdirde "eski hizmetlerine(!) devam edeceği" düşüncesini yaymaya çalıştı.
Menderes'in haklı olduğu bir husus vardı: HAFIZA-YI BEŞER gerçekten NİSYAN İLE MALÜL'dü!.. Bu yüzden Demirel'in yaptıkları da unutuldu, zamanla gene umut bağlanır oldu!
1988 yılı önemli gelişmelerle başladı. BULGARİSTAN'dan sonra YUNANİSTAN da TÜRK ve MÜSLÜMAN azınlığa eziyete başladı. Çıkarılan bir kanunla bütün TÜRK dernekleri kapatıldı... Sonra isimleri değiştirildi, ta mezarlardaki adlara kadar!.. Bunun üzerine Bulgaristan Türkleri akın akın Türkiye'ye göç etmeye başladılar.
İSRAİL'de ayaklanan FİLİSTİNLİLER'in öldürülmesinin yarattığı tepki üzerine Rabin, "öldürmeyin, dayak atın" talimatı verdi. Bunun üzerine İSRAİL askerleri Araplar'ın kollarını, kemiklerini kırmaya başladılar.Her zamanki gibi bütün dünya seyrediyordu.
GARBOÇOV, DOĞU AVRUPA ülkeleri üzerindeki kontrolünü azaltmaya başladı... Aynı yıl SOVYETLER içinde etnik karışıklıklar başladı. Önce ERMENİSTAN'daki AZERİLER saldırıya uğradı, öldürüldü, kovuldu. Sonra AZERBEYCAN'da benzer olaylar meydana geldi, ERMENİLER saldırıya uğradı. Bunun üzerine ERMENİLER ayaklanarak KARABAĞ'ın kendilerine verilmesini istediler. 17 Kasım 1988'de SOVYETLER'deki ilk çözülme görüldü. ESTONYA bir "hükümranlık bildirisi" yayınladı! Böylece SLAV olmıyan sovyet cumhuriyetlerinin RUSYA'dan kopacağı anlaşıldı.
ABD, devam etmekte olan İRAN-IRAK savaşında Körfez'e mayın döşeyen İRAN'a misilleme olarak petrol platformlarına saldırdı, bir İRAN yolcu uçağını düşürdü, 286 kişi öldü...
Nihayet 8 Ağustos 1988 günü İRAN ile IRAK arasında ateşkes anlaşması imzalandı ve 1 milyon insanın canına mal olan 8 yıllık savaş sona erdi. SADDAM, savaşın son döneminde VATAN'ına ihanet edip İRAN'la işbirliğine giren KÜRTLER'in üzerine yürüdü. Kısa zamanda KUZEY IRAK'ı gene kontrolüne aldı. Bu arada HALEPÇE'de kimyasal silah kullandı, kadın ve çocuklar da öldü. BATILILAR, terörist PKK'nın öldürdüğü kat kat fazla kadın ve çocuğu unutup, HALEPÇE katliamını dillerine doladılar.
SADDAM'dan kaçan KÜRTLER TÜRKİYE'ye sığındı. MEDYA, yanlış olarak bunlara PEŞMERGE adının taktı. Halbuki peşmerge milis anlamına gelir. Bunların çoğu ailesiyle gelmişti. Bunlar en az BULGARİSTAN TÜRKLERİ kadar ilgi ve yakınlık görmelerine rağmen, bize de hainlik etmekten çekinmediler.
Demirel bu olaylar üzerinde zaman zaman aklı başında değerlendirmeler yaptı. Muhalefette olduğu için vakti boldu. Daha öyle bakanlıklara, belediyelere adam yerleştirecek duruma gelmemişti. Ancak evinde ziyaretçi kabul ediyor, hatta "24 saat arıyabilirsiniz" diye "canından çok sevdiği(!)" halkına ev telefonunu veriyordu! Bir de ağzına "kendim için bir şey istiyorsam, namerdim!" lafını dolamıştı!..Artık bunu tevazu mu, itiraf mı sayarsınız, size kalmıştır!.. Biz deriz ki ALLAH söyletmiştir!
Mart 1989 mahalli seçimlerinden önce yine birileri düğmeye basmıştı, enflasyon, yolsuzluklar süratle artıyor ama en önemlisi terörün önüne bir türlü geçilemiyordu
Ama nedense TÜRK seçmeni bu sefer yanlış ata oynamıştı!.. Kurtarıcı diye öne çıkardığı SHP, bu seçimde ele geçirdiği belediyelerde hem inanılmaz yolsuzluklara girişecek, hem de KÜRTÇÜLÜK-ALEVİCİLİK güderek halkı ikiyi bölecekti!.. MANDACI SOYU BELİRSİZ İSMET'in EBLEĞ oğlu ERDAL da KÜRTÇÜ olup çıkacaktı!..Aynı yıl 1 Mayıs gösterisi düzenlenmeye kalkışılacak ve teröristler şehir sokaklarında boy göstermeye başlıyacaklardı!
EVREN'in süresinin dolması üzerine Özal Cumhurbaşkanlığına aday oldu, ve 3. turda seçildi. Yeni hükümeti Yıldırım AKBULUT kurdu.
Aralık ayında son 50 yılın belki en önemli olayı cereyan etti. Ancak gözlerini sansasyonel olaylara dikmiş BASIN ile DÜNYA'dan habersiz POLİTİKACILAR gene farketmediler...ABD Başkanı BUSH ile SOVYET lideri GORBAÇOV, MALTA'da buluştu ve SOĞUK SAVAŞ'ın bittiğini ilan ettiler!.. Halbuki aslında DÜNYA'yı gene paylaşmışlar, daha doğrusu SSCB kendi NÜFUZ BÖLGELERİ'nin büyük bir kısmında baskısını azaltacağını, ABD'nin uygulamalarına da karışmıyacağını ifade etmişti!
1990 yılında "yolsuzlukla mücadele" teraneleriyle ortaya çıkan SHP'nin asıl kendisinin HIRSIZ olduğu ortaya çıktı!.. İSKİ skandalı ortalığı karıştırdı. S.H.P olan partinin adı SÜREKLİ HIRSIZLIKLAR PARTİSİ olarak anılmaya başladı.
SHP işçileri de kışkırtarak grevlere yol açtı. Belediyelerde aşırı zamlar vererek zaten kötüye giden EKONOMİ'yi büsbütün çıkmaza soktu. Büyük şehirlerde gecekondu furyası el altından teşvik edildi. Böylece bölücü, kürtçü, mezhepçi teröristlere üsler verilmiş oldu. SHP'nin bu ihaneti, "atatürk'ün partisi" kisvesine bürünmüş olduğu için ATATÜRK'ün hatırasına da bulaşan bir çamur halini aldı!.. Aslında bu partinin bütün sorumlularının İSTİKLAL MAHKEMELERİ'nde yargılanması gerekir!
Demirel bütün bu gelişmelere içinden kıs kıs gülüyor, kendisine iktidar yolu açıldığı için adeta destekliyordu!..Zaten İsmet Paşa muhalefetinin başladığı 1950 yılından itibaren "yabancıya uşaklık" anlaşmaları hariç, muhalefet hiç bir zaman iktidarı desteklemezdi. Doğru iş yapsa dahi, aksini söyler; yanlış işlerde ise doğruyu söyler, ama iktidara gelince aynı yanlışı yapardı! Şimdi de sadece milletvekili maaşlarının arttırılmasında, kendilerine haksız imtiyaz tanıyan kanunlarda anlaşırlar!
1990 yılının elbette ki en önemli olayı, İRAN'la ateşkes imzalayan IRAK'ın Ağustos ayında birdenbire KUVEYT'e saldırıp işgal etmesiydi... IRAK, OSMANLI döneminden beri KUVEYT'in IRAK'la bir bütün olduğunu ve kendisine ait olduğunu iddia ediyordu. Dediği doğruydu, ancak IRAK ta dahil olmak üzere bölge kendisine değil, TÜRKİYE'ye aitti!
AMERİKA Suudi Arabistan'a asker ve silah yığmaya başladı. BATI ülkeleri ve ARAP devletleri de asker gönderdiler. Sadece LİBYA ve IRAK'tan çekinen ÜRDÜN, bu desteğin dışında kaldı. Kısa sürede bölgeye 500.000 asker ve yüzlerce uçak ile 2 uçak gemisi geldi. İki taraf ta saldırıya sıkı bir şekilde hazırlanmakta idi.
Nihayet 17 Ocak 1991'de AMERİKAN uçakları IRAK'ı bombalamaya başladı. IRAK üzerine tam 100.000 sorti yapıldı. 2. Dünya Harbi'nde ALMANYA'ya atılan bombalardan daha fazlası atıldı. 500.000 IRAKLI öldü en az 1.000.000 IRAKLI sakat kalacak şekilde yaralandı... ABD bu saldırılarda bazı nükleer ve kimyasal silahlar kullandı. Öyle ki, savaş sonrası ülkelerine dönen Amerikalı askerler esrarengiz biçimde hastlandılar... Ama onlar sadece o silahlara dokunmuşlardı. Bir de üzerlerinde bomba patlıyanların Iraklıların halini düşünün!!.
Özal, Ceza Kanunu'nun 140, 141, 142, 163. maddelerini yürürlükten kaldırdı. 43.000 kişi tahliye oldu. Yerine yeni bir terör yasası getirdi ama onun da 8. Maddesini "Avrupa istiyor" diye ÇİLLER kaldırdı. (1995) Zaten bu maddeler de BATI'ya yaranmak için kalkmıştı.
Demirel ise muhalefetini gittikçe şiddetlendirdi. Hemen her konuşmasına "%21.75'le iktidar olunmaz" diyerek başlıyor, halkın tercihinin değiştiğini, en kısa zamanda bir erken seçime gidilmesi gerektiğini söylüyordu.
1991 yılının en önemli olayı, elbette ki 19 Ağustos'ta GARBAÇOV tatilde iken bir ayaklanma olması, Rusya Cumhurbaşkanı YELTSİN'in tank üzerine çıkarak ayaklanmayı bastırması oldu. Ancak bu olay GORBAÇOV'a sandalyesini kaybettirdi. SOVYETLER dağıldı, 15 SOVYET CUMHURİYETİ'nin birer birer bağımsızlıklarını ilan ettiler. Ülke 22.5 milyon km. kareden 17.5 milyon km. kareye düştü. Bu kısma RUSYA FEDERASYONU dendi.
TÜRKİYE'de bazı "aydın"lar ilk defa KIRGIZİSTAN, KAZAKİSTAN, ÖZBEKİSTAN, TACİKİSTAN, TÜRKMENİSTAN adlarını duydular. Çoğu hâlâ LETONYA ve ESTONYA'nın birer TÜRK CUMHURİYETİ sayılacak kadar İGUR-TATAR nüfusu olduğunu bilmez. Çoğu "devlet adamı"mız TACİKİSTAN'ı, AFGANİSTAN'ı, MOĞOLİSTAN'ı TÜRK DEVLETİ saymaz. Halbuki TACİKLER, "Bizim dilimiz FARİSİ, özümüz TÜRKİ" derler. AFGANLAR RUSLAR'a karşı TÜRK BAYRAĞI altında savaştı. MOĞOLLAR feryat ediyor, "ÇİNLİLER ülkemizi sardı, ORHUN NEHRİ, ORHUN KİTABELERİ bizde, kandaşımız TÜRKLER nerede?" diye!.
Özal burada yerinde bir davranışla herkesten önce yeni bağımsız TÜRK cumhuriyetlerini tanıdı. Hepsinde elçilik açtı. Hatta yardımda bulundu. Ziyaretlerine gitti. Bilhassa BUHARA'da NAKŞİBENDİ'nin türbesini restore ettirmesi, çok puan topladı.
Bu arada KAN EMİCİ KAPİTALİZM ad değiştirmiş, ortaya PAZAR EKONOMİSİ maskesi ile çıkmıştı. Yani aptal politikacılarla cahil "aydın"larda KAPİTALİZM ve KOMÜNİZM gibi tepki çeken ideoloji ve sistemlerin ortadan kalktığı, yerine "yepyeni bir düzen" kuracak olan PAZAR EKONOMİSİ'nin geldiği düşüncesi yaratılmak isteniyordu.
Aslında muvaffak oldular da!.. Çünkü en hızlı SOLCULAR bile artık BATI ülkelerini KAPİTALİST-EMPERYALİST diye nitelendirmekten vazgeçtiler. Bu tabirler adeta sözlüklerden kalktı!..
Halbuki kendi de bir BATILI olan MARKS ve ENGELS, SOSYALİZM'i özellikle BATI toplumlarında KAPİTALİZM'in yarattığı sorunlara çözüm olarak ortaya atmışlardı!.. Ama BATI makyajını tazelemiş, bazı tavizlerle KAPİTALİZM'i kurtarmış, SOSYALİZM RUSYA'dan başka sadece EMPERYALİZM'in pençesi altında inliyen geri kalmış ülkelerde başarılı olmuştu...Şimdi SOSYALİZM de ortadan kalktığına göre KAPİTALİST-EMPERYALİST HIRİSTİYAN BATI'nın kendi sorunları çözülmediği gibi, önü de açılmıştı.
İşte BUSH Efendi'nin sözde "yeni dünya düzeni" hem BATI'nın kendi sorunlarını çözmeyi, hem de dünyaya barış getirmeyi amaçlıyordu...Bunun ne büyük palavra olduğu kısa zamanda görüldü. En başta terör bütün hızıyla devam etti!.. Hindistan Başbakanı Rajiv Gandi, o yıl anası gibi bir suikast sonucu öldürüldü.
Bu arada Demirel Efendi de adamlarını, çıktığı yurt gezilerinde "Kurtar bizi BABAA!" bağırttıyor, kendini iktidara hazırlıyordu! Demirel neyi, kimi, ne zaman kurtarmıştı ki, şimdi gelip kurtarsın?.. Bu adamın iş başında kaldığı her beş yıl içinde EKONOMİ çöküş noktasına gelip ihtilale yol açmamış mıydı?..
Demirel "herkese iki anahtar, taban fiyat başkasınınkinden 5000 lira fazla" vaad ederek seçim propogandasını yürüttü. Ne var ki, bunlar DYP'yi 1.parti yaptı ama, tek başına iktidara yetmedi.
DYP %26, ANAP %21, SHP %18 oy aldı. RP, MÇP, İDP ittifak yaparak MECLİS'e girmeyi başardılar. Ecevit te DSP'yi 4. parti olarak MECLİS'e soktu.
Bu seçimlerde MANDACI İSMET'in KÜRTÇÜ oğlu ebleğ ERDAL da, PKK'nın gizli temsilcisi HEP ile ittifak yaparak, MECLİS'e 22 BÖLÜCÜ soktu. Bunlardan LEYLA ZANA ve HATİP DİCLE daha ilk gün KÜRTÇE yemin etmeye kalkarak olay çıkardılar.
SHP'nin belediyelerdeki inanılmaz yolsuzluk, mezhepçilik ve kürtçülüğü bu partinin sadece iki yıl önce olan %28 oyunu, 10 puan düşürmüştü!..Bir de bundan kürtçülerin %3-4 oyunu düşün, "atatürk'ün partisi"nin gerçek halini görürsünüz.
İşte bu noktada bizim "2. DEMİREL DÖNEMİ" dediğimiz devre başladı.
Demirel, bütün sabıkasına rağmen SHP ile koalisyon kurdu(1991)... "500 günde düzeltiriz" dediği EKONOMİ'yi daha da kötüye götürdü. "Üç ayda hallederiz" dediği anarşi daha da artı. Hükümet "HESAP SORACAĞIZ" iddiasıyla sözde ANAP dönemindeki yolsuzlukları ortaya çıkaracak ve cezalandıracaktı!.. Bir tek olaya bile el atmadılar. Üstelik MİLLİ EĞİTİM VAKFI yolsuzluğunu yapmış olan namussuzlar beraat etti. Demirel "Verdiysem, ben verdim, ne olmuş?" diyerek kitabına uydurulmuş olan suistimale bir de arka çıktı. Hele belediyelerde YOLSUZLUK İHTİSASI yapmış olan SHP'liler, BAKANLIK ve GENEL MÜDÜRLÜKLER'i de ele geçirince, gelen gideni arattı!
Bu hükümetin yaptığı ilk iş SHP'liler eliyle ESKİŞEHİR Cezaevi'ni boşaltmak oldu. Böylece azılı caniler, idamlık mahkumlar kolayca kaçabilecekleri, terörist eğitebilecekleri başka hapishanelere nakledildiler!
İkinci iş, Özal'ın doğru yaptığı bir işi, bozmak oldu... Özal 1980 ihtilalinden sonra SSK ve Emekli Sandığı'nı iflastan kurtarmak için emeklilik yaşını ve prim günü sayısını yükseltmişti... Demirel bunu tekrar indirdi, erkekler için 25 yıl, kadınlar için 20 yıl yaptı! Çok değil, 3 yıl sonra SSK iflas etti, yanlış anlaşıldı. Bu sefer aynı partiden Çiller tekrar emeklilik yaşını yükseltmeye çalıştı!
Üçüncü iş yeteneksiz Kültür Bakanı Fikri Sağlar'ın "Yasaklara son, kitaplara özgürlük" şamatası idi... Bu herif bir kaç gün sonra define bulmuş gibi, Ankara'da bir Devlet Tiyatrosu'nun deposunda "yasak kitap" yakaladığını iddia edip, bunları tiyatronun bahçesine çıkardı, "özgürlüğe" kavuşturdu!.. Kasıla kasıla gazetecilere beyanat verdi...Bir süre sonra bir tiyatro sanatçısı dostumuzdan öğrendik ki, o "kurtarılan" kitaplar her DEVLET kurumunun birbirine gönderdiği "telefon rehberi, albüm, kurum dergisi, yıllık" gibi birikmiş ve konulacak yer bulunamadığından depoya kaldırılmış kitaplar imiş!.. Çıkarıldıkları bahçede bir kış kalmışlar. Üzerlerine kar yağmış. Zavallılar "kurtarıldıklarına" sevinemeden soğuktan ve rutubetten çürüyüp gitmişler!..
Demirel, seçime yanında bir bayan EKONOMİ profesörü ile, TANSU ÇİLLER ile girmişti. AMERİKAN PASAPORTLU bu hatunun kocası ÖZER Efendi başında olduğu İSTANBUL Bankası'nı batırmakla, halkı ve DEVLET'i milyarlarca zarar sokmakla ünlüydü. Ne var ki, hatun alımlı mı alımlı, hem de tuttuğunu koparır cinstendi. Demirel EKONOMİ'yi kıvıramıyacağını bildiği için ona teslim etti.
Ancak 1987'den beri üç seçim geçirmiş olan TÜRK EKONOMİSİ üç defa batmış durumdaydı. Öyle "serbest piyasa, serbest ithalat, serbest faiz" ile düzelecek gibi değildi. Hele KİTABİ bilgilerle bir yere varmak mümkün değildi. Mümkün olsa, BATI ekonomileri kendi sıkıntılarını aşarlardı.
Demirel bu memlekete hep felaket getirmiştir!... Bu son iktidarı da ülkenin üzerine KABUS gibi çöktü...1992 yılı ihmal ve tedbirsizlikler yüzünden ağır kayıplarla geçti. Güneydoğu'da düşünülmeden yapılmış karakollara çığ düşmesi sonucu 103 er, 2 subay öldü. Sakarya'da bir askeri birliğin içme suyuna siyanür karıştırıldığı için 700 er hastalandı, az daha ölüyordu. Yine Jandarma Genel Komutanı'nın kahvesine fare zehiri kondu.. Diğer çığ vakalarında 200 vatandaş öldü. Zonguldak'ta grizu patlamasında 250 kişi öldü. Erzincan depreminde 500 kişi hayatını kaybetti. GALATA KÖPRÜSÜ yakıldı. Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Kemal Kayacan öldürüldü. MIT servis aracı saldırıya uğradı, iki görevli öldü, yedisi yaralandı.
Kürt bölücüler NEVRUZ'u bahane ederek Güneydoğu'da ayaklanma teşebbüsünde bulundular. Çıkan olaylarda 28 kişi öldü, 100 kişi yaralandı. Kürtçü militanlar arasından DEVLET dairelerinde çalışan memur ve işçiler çıktı.
Kısa bir süre önce SİİRT valisi MUSTAFA MALAY "HÜKÜMET üyeleri arasında PKK militanlarının işe alınmasını istiyenler bulunduğunu" söyleyince, BAYINDIRLIK BAKANI ONUR KUMBARACIBAŞI tarafından "Ne biçim konuşuyorsun, terbiyesiz herif!" diye azarlandı!.. Çünkü o hainleri Bakanlık teşkilatına dolduran, bu Bakan idi!
Ağustos ayında PKK bu sefer Şırnak iline topla tüfekle saldırdı, şehri bir süre işgal etti. 100'den fazla insan öldü. Bunun üzerine Kuzey Irak'ta harekat yapıldı. Eylül ayında PKK Şemdinli'ye saldırdı, ancak 210 kişi kayıp verdi.
Bu arada karakol ve köy saldırıları devam etti. Şırnak'ta 29 er şehit edildi. PKK Bitlis'te bir köyde 29, diğerinde 55 kişiyi öldürdü. IRAK'a giren ordumuz 700 terörist yakaladı, Kasım ayında ise IRAK'ta 1800 terörist öldürüldü, 4500 terörist ele geçti. Kalanlar Talabani'nin kontrolündeki kampa ve BİRLEŞMİŞ MİLLETLER'in sözde fakirler için kurduğu kampa sığındılar. Her ikisine de girilemedi.
Demirel ne yaptı?.. Bu yıl yaptığı en önemli şey, kendisini desteklemiş olan İNCİ BABA namlı KABADAYI'yı MECLİS'e getirmesiydi. Bu haraç toplamakla, ihalelere hile katmakla ünlü herif MECLİS koridorlarında dolaşıp el öptürdü de, kimse ses çıkaramadı. Nihayet MAFYA'nın desteklediği bir başbakanımız olmuş, MENDERES'in hayalleri gerçekleşmiş, AMERİKA'ya benzemiştik! İnci Baba bir süre sonra bir fedai tarafından vuruldu. Su testisi su yolunda kırılırmış!..
Yurt dışındaki gelişmeler BUSH'un "yeni dünya düzeni"nin BARIŞ ve HUZUR değil, DÜZENSİZLİK, SAVAŞ ve AÇLIK getirdiğini ortaya koydu! CEZAYİR'de seçimleri İSLAMİ SELAMET CEPHESİ kazandı, Ancak Fransa'nın baskısı ile yönetim seçimleri iptal etti. Bunun üzerine olaylar çıktı. Ülkede olağanüstü hal ilan edildi. Askerler idareye el koydu. Ancak seçimi kazananlar pes etmediler. Silahlı mücadeleye başladılar. Devlet Başkanı BUDİAF bir süre sonra bir suikatle öldürüldü.
Eski YUGOSLAVYA parçalanmıştı. KATOLİK olduğu için BATI dünyası, bilhassa ALMANYA, HIRVATİSTAN ve SLOVENYA'ya hemen sahip çıktı. Ancak SIRPLAR'ın BOSNA-HERSEK'i MÜSLÜMANLAR'dan temizleyip SIRBİSTAN'a katma teşebbüslerine ses çıkarmadılar. SIRPLAR, BOŞNAKLAR'a saldırdı. Bir gün önce komşu olan kişiler şimdi MÜSLÜMANLAR'ı öldürüyor, kadınların ırzına geçiyor, hatta onları SIRPLAR için genelevlerde topluyorlardı!..
Bu savaşta 200.000 MÜSLÜMAN kadın, çocuk, yaşlı demeden öldürüldü, toplu mezarlara gömüldü, sağ kalanlara işkence edildi, toplama kamplarında aç bırakıldı. BATILI ZALİMLER uzun süre sadece seyrettiler!
Fırsat bu fırsattır, diyen ERMENİLER önce KARABAĞ'a saldırdılar, sonra İRAN sınırına kadar inip iki bölgeyi birleştirdiler. Böylece AZERBEYCAN topraklarının %29'si ERMENİ işgali altına girdi. Sözde "müslüman" İRAN, bu savaşta ERMENİSTAN'ı destekledi! Çünkü ELÇİBEY'in GÜNEY AZERBEYCAN dediği kendi bölgesinde 17 milyon AZERİ vardı. KUZEY İRAN'ın hemen tamamı TÜRK'tü!.. Bölgenin kendisinden kopması ihtimali vardı!
AFGANİSTAN'da RUSLAR'ın çekilmesinden sonra birbirleriyle çatışmaya başlıyan mücahit grupların mücadelesi şiddetlendi. Devlet Başkanı NECİBULLAH istifa edip BİRLEŞMİŞ MİLLETLER binasına sığındı. 1996'da TALİBANLAR tarafından öldürülünceye kadar da orada hapis hayatı yaşadı.
BUSH'un "barış" hayalleri kendi ülkesinde bile varlığını sürdüremedi. 1992 yılında bir zenciyi öldüresiye dövmekten sanık 4 polis beraat edince, zenciler ayaklandılar. Los Angeles şehrini 3 gün süreyle yakıp yıkıp yağma ettiler, 9 kişi öldü, 138 kişi yaralandı. Olaylar diğer şehirlere de yayıldı, günlerce ABD'de anarşi ve terör hakim oldu, 30 kişi öldü, en az 100 kişi yaralandı. Milyarlarca dolarlık zarar meydana geldi.
SOMALİ'de Devlet Başkanı'nın kaçmasından sonra iki gruba bölünen halk birbiriyle vuruşmaya başladı. Ülkenin zaten çok zayıf olan ekonomisi tamamen çöktü. Hiç bir geçim yolu olmayan, maaş alamıyan insanlar ülkenin tesislerini söküp satmaya başladılar. Bu meyanda telefon direkleri, telleri bile söküldü, hurda olarak satıldı. Açlık inanılmaz boyutlara ulaştı. BİRLEŞMİŞ MİLLETLER, daha doğrusu AMERİKA, bu MÜSLÜMAN ülkeye de müdahale kararı aldı.
Müşterek bir ordu SOMALİ'ye çıktı, liderleri yakalamaya çalıştı, ancak AFRİKALI "VAHŞİLER" bir defa daha AMERİKA'ya mağlubiyeti tattırdılar. Sonunda birlikler SOMALİ'den çekildi. Ülke çeşitli BATILI ülkelerin desteklediği iki liderin eline, ve kaderine terkedildi.
AZERBEYCAN'da seçimleri TÜRKİYE ve ATATÜRK hayranı EBULFEZ ELÇİBEY kazandı. Ancak bir süre sonra HAYDAR ALİYEV tarafından devrildi. HAYDAR ALİYEV, SOVYET zamanında POLİTBÜRO'ya seçilen TEK TÜRK asıllı komünist idi!..Elçibey bize dosttu, şair ruhlu idi, ama Aliyev gerçek bir DEVLET ADAMI olarak o göreve daha layıktı.
ÇEKOSLOVAKYA devleti anlaşarak ÇEKYA ve SLOVAKYA diye ikiye bölündü. GÜRCİSTAN Devlet Başkanı Gamsakurdiya ülkeyi terketmek zorunda kaldı, bir süre sonra yerine Edvard Şvardzaneke geldi. GÜRCİSTAN'da ABHAZYA, GÜNEY OSETYA ve ACARİSTAN bölgesindeki MÜSLÜMANLAR Gürcüler'den ayrılmak istediler. Ordu birlikleri ABAZALAR ile çatışmaya başladı. OSETYA'da da olaylar çıktı.
TÜRKİYE için büyük ehemmiyet arzeden MAASTRİCHT ANLAŞMASI imzalandı. İmzalayan ülkelerde REFERANDUM'a sunuldu. AVRUPA TOPLULUĞU adını AVRUPA (SİYASİ) BİRLİĞİ'ne çeviren, ve böylece ülkelerin EGEMENLİK haklarını büyük ölçüde ellerinden alan bu anlaşmayı DANİMARKA halkı gururuna yediremedi ve imzalamadı. Eski düşmanı ALMANYA ile birlikte AVRUPA'ya hakim olmak isteyen FRANSA'da ise halk anlaşmayı kabul etti, ancak %50 ile!.. Yani orada bile halkın yarısı bu işe taraftar değildi!
Bu arada SHP'nin başındaki ebleğ ERDAL, yaptığı hatayı anladığı için hiç değilse çekilmesini bildi. Yerini Murat KARAYALÇIN'a bıraktı.
1993 yılının önemli olayı ÖZAL'ın ölmesi idi. 21 Nisan'da öldü, 24 Nisan'da toprağa verildi... Demirel de Özal'ı taklit edip "düzeltirim" iddiasıyla İKTİDAR olmasına rağmen, görevi bırakıp SORUMSUZ Cumhurbaşkanlığı makamına kaçtı.
Yerini Tansu Çiller'e bıraktı, böylece “BABA” sıfatıyla Baş köşeye kuruldu. Geçmiş günahları nedense hemen en sert muhalifleri tarafından bile unutuldu. Üstelik bir de yılmaz “atatürkçü ve laik” kesildi başımıza!… Ama bundan sonraki gelişmelerideki Sorumluluğu ortadan kalkmadı… Bizce kalkmayacak !.. Ta ki, DEVLET'in yakasını bırakıncaya kadar!..
Çiller’in devam ettiği DYP-SHP koalisyonu 1994 5 Nisan’ında büyük bir devalüasyona gitmek zorunda kaldı. Bu Demirel’in 1980 hükümetinde Özal’la birlikte aldığı 24 Ocak Kararları’nın bir işe yaramadığının delili idi.
O tarihte mevcut olan ve 1987'den beri artarak gelen ENFLASYON, YATIRIMLARIN DURMASI, YOLSUZLUK, DIŞA BAĞIMLILIK, FAİZ, NÜKLEER SANTRAL, DOĞAL GAZ, KIBRIS, EGE, IRAK, ÇEKİÇ GÜÇ, MÜSLÜMAN ÜLKELERLE İLİŞKİLER gibi son derece önemli konular yeni hükümetlerin başına kaldı.
Hülasa-yı kelâm, DEMİREL bir YANLIŞLIKLAR ABİDESİ'dir!.. Öyle geldi, öyle ölüp gidecek... Hayatında bir tek işi SAMİMİYET'le, GÖNÜLDEN İNANARAK yapmadı. Hiç bir MESELE'ye DOĞRU TEŞHİS koymadı, DOĞRU TEDAVİ uygulamadı... DEMİREL bütün hayatı boyunca sadece KENDİSİ için yaşadı. Bu uğurda MASON oldu, MASON'luğu reddetti. MÜSLÜMAN oldu, LAİK oldu, MİLLİYETÇİ oldu, EVRENSEL oldu, AMERİKANCI oldu, döndü RUSCU olmak istedi, olamadı, devrildi... Döndü, BATICI oldu, ORTAK PAZARCI oldu, SERBEST PAZARCI oldu… hatta 1993 sonrası ATATÜRKÇÜ bile oldu!... Hani bir dönem daha CUMHURBAŞKANI kalacağını bilse, HIRİSTİYAN bile olurdu!
Bu lafı rastgele söylemedik... Bir seferinde AMERİKA'nın baskısı altında AZERBEYCAN'ı işgal etmiş olan ERMENİSTAN'a yardım gönderebilmek için, "komşusu açken tok yatan BİZDEN değildir" hadisini çarpıtacak kadar ileri gitmişti!..(1995)
Eğer açları doyurmaya o kadar meraklıysan, önce yakınlarının ziftlenmesini önle; sonra da kendi ülkenden, MÜSLÜMANLAR'dan başla, MAZLUMLAR'la devam et!.. ZALİMLER'e yardım eden ZÜLM'e istirak etmiş olur, asıl o zaman BİZDEN DEĞİL'dir!
DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ